|
Tweet |
Yeni köşe yazarımız Erol Göksu’nun kitaplardaki biyografisinden...
A. EROL GÖKSU Karaman’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimi boyunca çocukluğu aynı şehirde geçti. Daha önce çalışmak için Almanya’ya giden anne ve babası tarafından Almanya’ya götürüldü.
Okumaya olan tutkusu dolayısıyla Türkçesini korudu ve geliştirdi. Yirmi bir yaşındayken Almanya’nın başşehrinde çıkarılan bir Türk gazetesinde gazeteciliğe başladı. Gazetede hikâyeler yazdı, gazetenin bulmacasını hazırladı.
Almanya’da Kimya Teknik Okulu’nu bitirdi. Uzun yıllar bir organik kimya araştırma laboratuvarında çalıştı. İlaç sektöründe bir dünya devi olan bu kuruluşun bir organik kimya laboratuvarında çalışmasına rağmen, Almanya’yı vuran ekonomik krizden bu iş yeri de ve dolayısıyla çalışanları da etkilendi. İş yeriyle karşılıklı anlaşarak asıl işinden ayrılmasının ardından, bilgisayara karşı olan ilgisinden ileri yaşlarında informatik (bilişim) okudu ve sonrasında bir süre bu branşta bankacılık bilişim işlerinde ve bir Alman televizyonunun medya grubunda çalıştı. Daha sonra sanatsal çalışmalarına ağırlık verdi.
Romanları gazetelerde tefrika edildi, hikâye yarışması birincilikleri elde etti. Ayrıca gençlik yıllarında senaryosunu yazıp, yönetmenliğini yaptığı ve başrolünü oynadığı bir fotoroman çevirdi. Bestelenmiş birçok şarkıları ve kitap çevirileri de bulunan Göksu’nun edebî eserlerinde duygu ön plandadır. Sevgiyi, kültürel değerleri ve yaşanan gerçekleri ustalıkla yoğuran Göksu, yazmak için ele aldığı konularını gerçek hayatlardan gözlemleyerek işlemektedir. A. Erol Göksu’nun yayınlanmış 18 kitabı, bestelenmiş 10’larca şarkısı ve kendisine yer veren ‘‘Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi‘‘, ‘‘Romancılar Konuşuyor‘‘ gibi 5 kitap bulunmaktadır.
Kitaplardaki biyografisine istinaden bir Erol Göksu hikâyesi…
En büyük tutkusu kitap okumak olan bir çocuk, daha önce çalışmak için Almanya’ya giden anne ve babasının yanına gider. Orada başka bir dilin, başka bir dünyanın içinde adeta yeniden doğar.
Yalnızlığında, efkârında, sohbet ihtiyacında yazdığı kelimelere ve duygusal ezgilere tutunur. Türkçesini, kimliğini, kültürünü ruhunun derinliklerinde saklar. Bizzat karşılaştığı ve etkisinde kalarak tasarladığı yaşanmış hikâyeleri edebiyat kalıpları içinde satırlara ve ezgilerin dizelerine sanatın ölümsüzlüğü adına yansıtır.
Görüp yaşadıklarının ve kendisini etkileyen durumların hikâyelerini gazete sayfalarında ve kitaplarında anlatır. Okuduğu ve meslek olarak asıl branşı olan kimya çalışmalarında laboratuvarlarda kimyasal deneylerin arasında hayatın da formülünü arar.
Bir yanda bilim, diğer yanda sanat…
Her defasında kalemine, yani özüne geri döner. Sevgiyi, kültürel değerleri ve yaşanan gerçekleri eserlerinde ustalıkla yoğurur.
Tuttuğu kaleminden ve bastığı klavye tuşlarından hikâye ve roman satırlarına ve de gönüllere hitap eden duygulu şarkılara, asıl mesleki olarak çalıştığı kimya laboratuvarından insan kalbinin en hassas ve en derin yerine uzanan bu yolculukta, hep insanı, hayatı anlatan bir hikâye biriktirir. Felsefik olarak hep bir ömrün analizini yapmaya çalışır.
Erol Göksu, yazılarında yaşamın içindeki küçük ayrıntılardan büyük duygular yaratır.
Eserlerinde göçün sessiz acısı, sevgiyi arayan yüreklerin sızısı, kültürel köklerin sıcak izi vardır.
Onun kelimeleri bir yandan geçmişe tutunur, diğer yandan felsefi ifadelerle geleceğe köprü kurar.
Erol Göksu, hayatın içinden süzülen gerçekleri, duygunun gönüllere dokunan zarif diliyle yeniden kurar. Okurunu insan psikolojisi analiziyle felsefik soru ve düşüncelerle bir duygusal yolculuğa çıkarır.
Şiir kitaplarının kapağında yer alan bir şiirinde sanatsal yönünü şöyle anlatır:
ÖZELLİĞİM
Ben gözlerimle konuşur
Kalemimle ağlarım
Yüreğimle duyar
Ruhumla coşar
Benliğimden taşarım
Kalemimin gözyaşlarıyla
Damarlarımdaki tutuşan kanla
Ve hiç dinmeyen,
Bir yürek çarpıntısıyla
Yeni bir güne başlarım
Kâğıt tarla,
Mürekkep yağmur misali
Ağlar gibi, konuşur gibi
En hassas duygularımla
Yazar, yazar, yazarım…