Bugun...


A.Erol GÖKSU

facebook-paylas
UNUTULAN KOMŞULUKLAR
Tarih: 09-06-2026 16:51:00 Güncelleme: 09-06-2026 16:54:00


Bir zamanlar komşuluk, yalnızca mekânsal bir yakınlığı değil; aynı zamanda duygusal ve toplumsal bir bağlılığı ifade ederdi. Kapıların kilitlenmediği, sofraların paylaşıldığı, çocukların aynı sokakta hep birlikte büyüdüğü günleri hatırlarsınız... Komşu, çoğu zaman akrabadan bile daha yakın kabul edilirdi.

Bugün ise aynı apartmanın aynı katında yaşayan insanlar, birbirlerinin adını dahi bilmeden yıllar deviriyor. Bu dönüşüm, yalnızca gündelik hayatımızın değil, insan ilişkilerinin ontolojik yapısının; yani varoluşsal özünün de kökten değiştiğini gösteriyor.

"Unutulan komşuluklar" meselesi, sadece nostaljik bir iç çekiş, geçmişe duyulan sıradan bir özlem değil. Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme süreçlerinin ruhumuzda açtığı yaraları anlamak açısından ciddi bir sosyolojik sorudur bu.

Ferdinand Tönnies*, Gemeinschaft(cemaat tipi toplum) kavramıyla; kişilerin yüz yüze ilişkiler kurduğu, duygusal bağların güçlü olduğu toplumsal örgütlenmeleri açıklar. İşte geleneksel komşuluk, bu yapının en somut tezahürüydü. Görünmeyen ama son derece güçlü bir sosyal ağdı. Ekonomik bir dayanışma mekanizması, güvenli bir limandı. Bir evde pişen yemek diğerine bir parça ulaştırılır; bir hastalık komşuların da ortak meselesi olurdu. Boşuna dememiş atalarımız "Ev alma, komşu al" ya da "Komşu, komşunun külüne muhtaçtır" diye...

Sanayileşme ve kentleşme, bu yapıyı darmadağın etti. Büyük şehirler insanları fiziksel olarak birbirine yaklaştırırken, ruhsal olarak fersah fersah uzaklaştırdı. Apartmanlar yükseldi ama ilişkiler derinleşmek yerine yüzeyselleşti.

Bugünün komşuluğu, asansörde yarım ağız verilen bir selama indirgenmiş durumda. Kişisel sınırları koruma arzusu kapıları sadece fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da kapattı. Artık komşuluk bir muhabbet etme, dertleşme, yardımlaşma vesilesi değil, çoğu zaman kaçınılması gereken bir "temas" olarak görülüyor.

Oysa bu steril hayat, beraberinde yeni bir panzehirsiz hastalık üretti: Kalabalıklar içinde yalnızlık. Modern yaşamın en çarpıcı paradoksu da bu değil mi zaten? İnsanlar, en çok manevi bir destek ve güvene ihtiyaç duyduklarında kapısını çalabilecekleri bir "yakın"dan yoksun artık.

Edebiyat ve sinema, bu kaybı en iyi kaydeden hafıza odalarıdır. Sait Faik Abasıyanık’ın öykülerinde mahalle insanları, gündelik hayatın içinde birbirine sıcacık temas eden varlıklardır. Orhan Kemal, komşuluk ilişkilerini sınıfsal ve insani boyutlarıyla ilmek ilmek işler. O eski filmler, diziler neden hâlâ bu kadar çok izleniyor sanıyorsunuz? Çünkü o yapımlarda komşuluk, arka plan süsü değil, insan olmanın temel koşuluydu.

Bugün ise durum trajikomik. Apartman veya site yönetimlerinin WhatsApp grupları var, evet. Ama orada bile hal hatır sormak bir yana; adeta emrivaki mesajlar, istişaresiz kararlar ve emir kipleri havada uçuşuyor. Teknoloji bizi dijital olarak bağlıyor ama ruhen bağ kurmamızı sağlamıyor.

Komşuluğun kaybı, yalnızca kişisel bir yalnızlık hikâyesi değil, toplumsal güvenin de yok oluşudur. Ancak bu gidişat geri döndürülemez bir kader değil.

Büyük yapısal değişimleri durduramayabiliriz ama küçük jestlerle kendi dünyamızı ısıtabiliriz: Göz teması kurarak verilen samimi bir selam, küçük bir ikram, paylaşılan bir lokma ya da zor günde çalınan o kapı...

Edebiyatın ve kadim kültürümüzün bize hatırlattığı gibi; insan yalnızca kendi içinde değil, başkalarıyla kurduğu bağlarda var olur. Aynı duvarı paylaşan iki yabancı olmak yerine, aynı hayatın tanıkları olmak hâlâ mümkün. Unutulan komşuluklar tamamen kaybolmadı; sadece bir yerlerde, bizim onları yeniden hatırlamamızı bekliyor.

-------------------------------------------

*1855 – 1936 yılları arasında yaşamış olan Alman filozof ve sosyolog.

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
HABER ARŞİVİ

En sevdiğiniz sosyal medya platformu hangisidir?


SON YORUMLANANLAR
nöbetçi eczaneler
YUKARI