Bugun...


Pınar TEYİN

facebook-paylas
BİR ÇOCUĞUN SESSİZLİĞİ
Tarih: 29-10-2026 19:19:00 Güncelleme: 29-10-2026 19:19:00


Çocuklarımıza susmayı değil sınır koymayı öğretmeliyiz.

Bir çocuk, kendisine yapılan haksızlık karşısında sustuğunda gerçekten güçlü müdür? Yoksa konuşursa başına daha kötü şeyler geleceğinden mi korkuyordur?

Bugün çocuklarımızı sınavlara hazırlıyoruz, başarılarını ölçüyoruz, gelecekleri için planlar yapıyoruz. Peki, kendilerine yapılan bir haksızlık karşısında ne yapacaklarını öğretiyor muyuz?

Çocuğumuza matematik problemlerini çözmeyi öğretiyoruz da hayatın içindeki zorbalıkla nasıl baş edeceğini öğretiyor muyuz?

Türkiye’de okullarda yaşanan şiddet ve akran zorbalığı tartışmaları, artık görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçeği yüzümüze çarpıyor: Çocuklarımızın yalnızca akademik başarılarını değil, kendilerini koruma becerilerini de konuşmak zorundayız.

Çünkü bir çocuk okulda kendisini güvende hissetmiyorsa, orada yalnızca bir disiplin sorunu yoktur. Çocuğun dünyasında güven duygusunu tehdit eden bir sorun vardır.

Zorbalık karşısında çocuğa neden hep “Kendini savun” diyoruz?

Bir çocuk arkadaşlarının arasında aşağılandığında, dışlandığında, tehdit edildiğinde ya da fiziksel şiddetle karşılaştığında yetişkinlerin ilk tepkisi çoğu zaman aynıdır:

“Sen de karşılık verseydin!”

Peki, ya korktuysa? Ya karşılık verdiğinde daha fazla zarar göreceğini düşündüyse? Ya ne yapacağını bilemediyse?

Her çocuğun kendisini ifade etme becerisi, duygusal dayanıklılığı ve olaylarla baş etme kapasitesi aynı değildir.

Bu nedenle zorbalığa uğrayan çocuğa, yaşadıklarının sorumlusu kendisiymiş gibi davranamayız. Kendini korumayı öğrenmek çocuğun hakkıdır; zorbalığı önlemek ise yetişkinlerin sorumluluğudur.

Çocuğa cesaret vermek başka, onu kendi başının çaresine bakmaya zorlamak başkadır.

Sınır koymak, kavga etmek değildir!

Çocuklarımıza öğretmemiz gereken en önemli becerilerden biri sınır koymaktır.

Peki, sınır koymak ne demektir?

Sınır koymak, bir başkasına hakaret etmek ya da onu tehdit etmek değildir. Kendi haklarını bilmek, rahatsızlığını ifade etmek ve kendisine nasıl davranılmasını istemediğini açıkça söyleyebilmektir.

“Benimle böyle konuşmanı istemiyorum.”

“Eşyalarımı izinsiz alamazsın.”

“Bu yaptığın beni rahatsız ediyor.”

“Dur! Bunu yapmanı istemiyorum.”

Bu cümleler küçük görünebilir. Oysa bir çocuğun hayatında büyük bir değişimin başlangıcı olabilir.

Çünkü çocuk, kendi sınırlarını tanımayı öğrendiğinde başkalarının sınırlarını da anlamaya başlar.

Ancak bir ayrıntıyı unutmayalım: Sınır koymak, karşısındaki kişiyi mutlaka durduracağı anlamına gelmez. Çocuk kendisini tehdit altında hissediyorsa tartışmaya devam etmek zorunda değildir. Uzaklaşabilir, güvenli bir yere gidebilir ve bir yetişkinden yardım isteyebilir.

Cesaret, her kavgaya girmek değildir. Bazen kendini korumak için oradan uzaklaşmak, bazen de yardım istemektir.

Peki, zorbalığa tanık olan çocuk ne yapmalı?

Belki de üzerinde en az durduğumuz konu bu.

Bir çocuğun başka bir çocuğu aşağıladığı sırada çevresindekiler gülüyorsa, zorbalık yapan kişi davranışının karşılık bulduğunu düşünebilir.

Bir çocuk dışlanırken arkadaşları sessiz kalıyorsa, o sessizlik hedef alınan çocuğun yalnızlığını derinleştirebilir.

Elbette her çocuktan tehlikeli bir duruma doğrudan müdahale etmesini bekleyemeyiz. Ancak çocuklarımıza şunu öğretebiliriz: Zorbalığa katılmamak, aşağılayıcı davranışları desteklememek, hedef alınan arkadaşını yalnız bırakmamak ve güvenilir bir yetişkine haber vermek de birer cesaret örneğidir.

Zorbalığı yalnızca zorbalığı yapan çocuk büyütmez; bazen ona gülenler, onu alkışlayanlar ve görmezden gelenler de güçlendirir.

İşte bu nedenle çocuklarımıza yalnızca kendilerini korumayı değil, başkasının hakkını korumayı da öğretmeliyiz.

Çocuğun ilk öğretmeni, yetişkinlerin davranışlarıdır.

Bir çocuğa “Başkalarına saygılı ol” deyip kendi ilişkilerimizde saygıyı gözetmiyorsak, sözlerimiz ne kadar etkili olabilir?

Öfkelendiğimizde bağırıyor, anlaşmazlık yaşadığımızda aşağılıyor, istediğimizi elde etmek için baskı kuruyorsak çocuk hangi davranışı örnek alacaktır?

Çocuklar, insan ilişkilerini yalnızca dinleyerek değil, gözlemleyerek de öğrenir.

Empati, öz denetim, sorumluluk ve saygı bir gün içinde kazanılan beceriler değildir. Çocuğun gelişimi boyunca, ailede ve okulda karşılaştığı örneklerle şekillenir.

Bu nedenle zorbalıkla mücadeleyi yalnızca okul yönetimlerinin, öğretmenlerin ya da ailelerin tek başına çözmesini bekleyemeyiz.

Okullar, zorbalık iddialarını ciddiyetle ele almalı; çocukların kendilerini güvende hissedebilecekleri ortamlar oluşturmalıdır. Aileler çocuklarını yargılamadan dinlemeli, öğretmenler ve rehberlik servisleriyle iş birliği yapmalıdır.

Zorbalık yapan çocuğun davranışı da görmezden gelinmemeli; sorumluluk alması ve davranışını değiştirmesi için uygun destek sağlanmalıdır.

Çünkü amacımız yalnızca bir olayı durdurmak değil, aynı davranışın yeniden yaşanmasını önlemektir.

Çocuklarımızı hayata hazırlıyor muyuz?

Eğitimci olarak yıllardır çocukların gelişimini, öğrenmesini ve kendilerine duydukları güveni önemsiyorum. Bana göre eğitimin en temel görevlerinden biri, çocuğun yalnızca ne bildiğini değil, öğrendikleriyle nasıl bir insan olacağını da önemsemektir.

Bir çocuğun başarılı olması elbette değerlidir. Ancak başkasını ezerek başarılı olmayı kabul edemeyiz. Kendisine yapılan haksızlık karşısında çaresiz hissetmesini de normalleştiremeyiz.

Çocuklarımıza üç temel şeyi öğretmeliyiz:

Kendine saygı duy. Başkasının sınırlarına saygı göster. Haksızlık karşısında güvenli ve doğru bir yol seç.

Bunlar yalnızca okul yıllarında değil, hayatın her döneminde ihtiyaç duyacağımız becerilerdir.

Son söz: Bir çocuğun sesini duymak için ağlamasını mı bekleyeceğiz?

Bir çocuğun sessizliği her zaman huzur anlamına gelmez. Bazen anlatamadığı bir korkunun, bazen anlaşılmayacağına dair inancın, bazen de yalnız kalma endişesinin ifadesidir.

Bu nedenle çocuklarımızı dinlemeliyiz. Onlara “Ne yaptın da böyle oldu?” diye sormadan önce “Sana ne oldu?” diye sorabilmeliyiz.

Bir sorun anlattıklarında hemen yargılamak yerine anlamaya çalışmalıyız. Yardım istediklerinde bunu bir zayıflık olarak görmemeliyiz.

Ve en önemlisi, çocuklarımıza hem “Hayır” diyebilmeyi hem de duydukları “Hayır” a saygı göstermeyi öğretmeliyiz.

Çünkü sınır koyabilen çocuk, kendi değerini öğrenir. Başkasının sınırına saygı duyan çocuk, karşısındaki insanın da kendisi kadar değerli olduğunu anlar.

Unutmayalım: Zorbalık karşısında sessiz kalan her çocuk güçsüz değildir. Ama her çocuk, sesini duyurabileceği güvenli bir yetişkini hak eder.

Çocuklarımızı yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlayalım.

Çünkü gerçek başarı, çocuğun kaç soru çözdüğünden ibaret değildir. Aynı zamanda kendisini koruyabilmesi, başkasına zarar vermeden var olabilmesi ve ihtiyaç duyduğunda yardım isteyebilmesidir.

Bir çocuğa sınır koymayı öğretmek, ona yalnızca kendini savunmayı değil, insan olmanın sorumluluğunu da öğretmektir.

Pınar TEYİN
İŞKADER  (Lider İş Kadınları Derneği)
Eğitim Komisyon Başkanı





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
HABER ARŞİVİ

Antalya’da kent içi ulaşımda en çok zorlandığınız nokta hangisi?


SON YORUMLANANLAR
nöbetçi eczaneler
YUKARI