Yazılı ve görsel medyada sık sık haberlerine rastlıyoruz, ‘‘Türk dizileri dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin televizyonlarında gösteriliyor‘‘ diye.
Almanya’da Erol Sander, Renan Demirkan, Erdoğan Atalay gibi Türk asıllı oyuncuların da oynadığı filmler, diziler elbette oluyor ama, yapımı Türkiye’deki yapımcılara ait daha hiçbir Türk dizisine rastlamadığım için merak ettim, acaba hangi ülkelerde gösteriliyor diye. Araştırmalarıma göre, bu söz konusu Türk dizileri en çok Balkan ülkelerinde, Ortadoğu ülkelerinde, İran, Pakistan, Endonezya, Ukrayna, Romanya, bazı Güney Amerika ülkelerinde, Afrika ülkelerinde, Arap ülkelerinde izleniyormuş. Ki, mentalite olarak Türk geleneklerine daha uygun yakınlıkları olan ülkeler…
Mesela Almanya’da en çok izlenen ARD, ZDF, RTL, RTL2, SAT1, VOX, Kanal6, Pro7 gibi kanallarında hiç rastlamadım.
Zaten Türk dizilerinin Almanya’da gösterileceğine hiç ihtimal vermiyorum. Hele lüks bir yaşam anlatılıyorsa, bilimselliği öne çıkarıyorsa ve üstüne üstlük çoğunda da şiddet olmasından dolayı kesinlikle gösterilmez. Ancak yolu bile olmayan, dağ başında oturan, her imkândan yoksun, yoksulluk içindeki bir yaşantı konu edilmişse, belki o gösterime girebilir. Ya da Türk insanı olarak adam günlük işlerde çalışan, kadın hizmetçi gibi konular… Bir zamanlar bir Türk siyasetçi, sanırım Abdullah Gül demişti, ‘‘Batı, Türkiye’yi şiş kebap, rakı ve dansöz olarak tanıyor, bu imajı değiştirmeliyiz!‘‘ diye. Birçok Batı ülkesinde, Türkiye üzerine hâlâ kafalarında şablon olan kişiler var. O şablona uygun konulu diziler daha şanslı olabilir. Yani modernlikten ve teknolojiden uzak, geri kalmışlığı gösteren kareler…
Diğer yandan, çoğu Türk diziler, izleyen Türk halkı tarafından da eleştirilere maruz kalıyor. Hatta yakın zamanda rastladığım bir haberde Rusya’da da halk, Türk dizilerinin kaldırılması yönünde kampanyalar yapıyormuş. Eleştirilen konu, bu filmlerin pek çoğunun mafya konulu olması. Kaçırma, dövme, cinayetlerin ön plana çıkarılıyor olması. Hele hiç vazgeçilmeyen ve çoluk çocuğuyla izleyen aileleri rencide eden tabanca, bıçak, rakı, yatak, küfür, el kol hareketleri ve hep dövüşme sahnelerinin çokluğu… Filmleri izleyenleri bu şekilde etkileyen konular var. Hatta bazı TV ve gazete haberlerinde, sonu kötü biten bir haberi verirlerken, ‘‘aynı falan dizideki gibi…‘‘ diye parmak bastıkları da oluyor. Yani bazı dizilerin, bazı sahnelerinin kötü örnek olduğuna dikkat çekiliyor.
Yine bazı TV, gazete ve sosyal medya haberlerinde dizilerle, Türk dizileriyle ilgili rastlanılan paylaşımlarından birkaç olumsuz örnek:
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Sefa Saygılı, 28 Ağustos 2021 tarihli İslami Analiz gazetesine yazdığı yazıda, ‘‘Türk dizileri, toplumun ahlakına kastediyor; yozlaşmadaki* en büyük etken medyanın yayınları! Türkiye'de özellikle son 15 yılda artan yayın çeşitliliğiyle birlikte yapılan olumsuz yayınlara yaptırım uygulanmaması, ahlaki yozlaşmaya sebebiyet veren dizi ve filmlerin daha da artmasına vesile oldu. Aile yapısını bozan yayınlara gereken ceza verilmelidir.‘‘ derken, Prof. Dr. Oytun Erbaş "Filmler, diziler korkunç durumda! Türk dizileri denetlenmeli; senaryoları incelenmeli, rap şarkılarının sözleri değiştirilmeli." ifadelerini değişik yayın kurumlarında kullanmıştır. “Türk Dizileri Dünyayı Zehirliyor” diye çarpıcı bir çıkış yapan Kazak asıllı Rus psikolog Raushan Birmagambetova da, özellikle Orta Asya ve Orta Doğu’da geniş bir izleyici kitlesine ulaşan Türk dizilerinin birey ve toplum psikolojisi üzerindeki etkilerini mercek altına aldı. Birmagambetova’ya göre bu yapımlar, eğlence sınırını aşarak “psikolojik bir tehdit” haline geliyor.
Birmagambetova‘nın eleştirilerin odağındaki “Zehirli” olarak nitelendirdiği başlıca unsurlar ve konular
şöyle:
• Sürekli Entrika ve Dedikodu: Güven temelli ilişkiler yerine şüphe ve manipülasyonun normalleşmesi.
• Agresiflik ve Acımasızlık: Sertlik ve şiddetin gündelik hayatın olağan parçası gibi sunulması.
• Aldatma: Sadakatsizliğin kurgunun ana itici gücü haline gelmesi.
Psikoloğun en dikkat çekici uyarısı biyolojik etkilere dair. Birmagambetova, sürekli negatifliğe maruz kalmanın beyin işleyişini olumsuz etkileyebileceğini, izleyicilerin bu toksik davranış kalıplarını farkında olmadan içselleştirip günlük yaşama taşıyabildiğini öne sürüyor.
29 Ocak 2026 tarihli TGRT ana haberde de ‘‘Diziler Toplumu Nasıl Etkiliyor?‘‘ başlığı altında bu diziler üzerine sayılar ve istatistiklerle bir değerlendirme sunuldu. O tarihte gösterimde olan ve en çok izlenen 20 diziden 16’sının şiddet temalı olduğunu ve diğer birkaç dizinin Türk kültürüyle hiç alakası olmadığını ve eskilerdeki insanı anlatan dostluk, komşuluk, vefakârlık ve sadakatlık konulu dizilerin aranır olduğunun altı çizildi. Türk kültürünü inceleyen bazı yabancıların da dizilerin konusu ve izlenme derecesi üzerine kınama ve hayret türündeki yorumlarına sıkça rastlanıyor.
Film sektörü camiasının içinden gelenler de zaman zaman bu tür Türk dizilerini eleştirmekten geri kalmıyorlar. Çok yıllar önce bir açık oturum izlemiştim. Orada müstehcen sahnelerinden dolayı eleştirilen kadın oyuncu: ‘’Bu programlar, bu filmler siz izlediğiniz için, sizin için yapılıyor. Bunu oynamaktan ben de memnun değilim, ama izlenme isteğine göre filmler yapılıyor, siz bunları istiyorsunuz.’’ diyerek eleştirilere cevap vermişti. Bence de gerçeklik payı var. Herkes aynaya bakıp bir düşünmeli, yalnız başına bile olsa, hangi tür gösterimlerden hoşlandığına dair... İzlenmeyen bir dizi, reytinglerden belli oluyor ve ömrü fazla olmuyor, eğer çok izleniyorsa, demek ki fazla izleyeni var demektir. Önce herkes kendine bir çekidüzen vermeli, kendini bilmeli.
Dizi, dolayısıyla genel anlamıyla film, kitap gibi bir kültür aracıdır. Orada insanlara en güzel Türkçe’yle (diyaloglardaki yöresel şiveler hariç), insanda olması gereken davranışlarla örnek teşkil etmelidir. Ama ‘gerçek‘ adına, argo konuşmalar, kavgaya hazır olmalar, dövüşmeler, silahların çekilip ateşlenmesi, hele bazı filmlerde ana avrat açıkça küfredilmesi neye hizmet ve neyin anlatılmasıdır? Filmler, diziler sokaktaki yaşantıyı TV ekranları sayesinde evlerin içine taşımak değil, öylesi adab-ı muaşeret (toplum içinde uyumlu ve saygılı yaşamak için uyulması gereken görgü, nezaket, terbiye ve ahlak kurallarının bütünü) dışı konuları düzeltmeye yönelik örnek teşkil etmelidir.
Bazı izlenebilen güzel diziler de, seriyi uzatmak için, konuyu sarkıtıyorlar, cılkını çıkarıyorlar. Aslında fazla uzatmadan, konuyu dağıtmadan tadında bitirmeleri daha saygınlık kazandırır.
Yaşı yarım yüzyılı devirmiş olan kişiler (Türkler) eski dizilerden söz ederlerken hep ‘Kaynanalar, Bizimkiler, Perihan Abla, Hacı Arif Bey…‘ gibi dizilerin bir daha olmayışından yakınıyor ve şimdiki dizilerin teknik olarak daha çekici olmasına rağmen, içerik olarak yozlaştırmaya yönelik olmasından dem vuruyorlar.
Eskiden bir sinema filmi izlediğimizde, figüranlara kadar oyuncuların isimlerini tanırdık. Şimdi onlarca dizide oynamış birinin ismine vakıf olamıyoruz. Bu da çokluktan, oyuncuların çokluğundan kaynaklanıyor olabilir.
Son zamanlarda ‘tarihi‘ adı altında da bir dizi furyasıdır gidiyor. Bu diziler, anlatılan tarihle acaba ne kadar ilgilidir? Hatta okuduğum bir haberde, Osmanlı ailesinden günümüzde yaşayan torunlarından biri, ‘‘benim dedem filmde anlatıldığı gibi değildi‘‘ diyordu. Bu dizilerde de yer yer vahşetin diz boyu olduğuna dair duyumlarım var. Sokaktaki pazardaki insanlara sorun, birçoğundan dinlediğim için düşüncelerini biliyorum. "İnsanı tarihinden soğutacaklar‘‘ diyenler de oluyor.
Bir artı eleştiri de, dizi saatlerinin uygunsuzluğu. Özellikle şiddet içeren (ki çoğu dizilerde var), müstehcenlik içeren ve özellikle çocuk psikolojisini olumsuz etkileyebilecek konulu dizilerin akşamları geç saatlerde, saat 22:00’den sonra gösterilmesi daha doğru bir seçimdir.
Şahsen benim diziler karşısında harcayacak pek vaktim olmadığı için, diziler beni fazla ilgilendirmiyor ve etkilemiyor. Ancak insanların içine karışıp da kulak kabarttığım zaman, pek çok yakınmaya şahit oluyorum.
Ayrıca, televizyon dizilerindeki şiddetin sıklığı ve yoğunluğu gibi faktörler de göz önünde bulundurulmalıdır. Araştırmalar, şiddet içeren medya içeriğinin uzun süreli izlenmesinin, çocukların saldırgan davranışlar sergileme olasılığını artırabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, medyaya ilgi konusunda dengeli ve ölçülü bir yaklaşımı benimsemek çok önemlidir. Evet, dizi filmlerdeki şiddet, silahla adam öldürme sahneleri, alkol içimi, küfürlü konuşmalar gibi unsurlar çoğu aile yapısına bağlı seyirciyi rencide ediyor ve özellikle çocuklar için zararlı olabiliyor. Bu tür içeriklerin yaygın olarak görülmesi, toplumda şiddetin normalleştirilmesine ve olumsuz davranışların teşvik edilmesine neden olabilir. Seyirciler, bu tür içeriklerin yayınlanmasına karşı tepki gösterebilir ve bu tür programları izlememeyi tercih edebilirler. Ayrıca ebeveynler, çocuklarını bu tür içeriklerden korumak için bir dizi önlem alabilirler. Ebeveynler, çocuklarına iyi bir örnek olmalı ve kendileri de şiddet içeren dizileri izlemekten kaçınmalıdır.
Dizi filmlerin dünya çapında satılması ve gelir elde etmesi gerçeği, bu içeriklerin popülerliğinin ve talebinin olduğunu gösterebilir. Ancak bu tür içeriklerin aile ve insanlık adına zararsız olduğu anlamına gelmez. Seyirciler, içeriklerin etkilerini ve toplum üzerindeki potansiyel zararlarını dikkate alarak tercihlerini yapmalıdır.
Bir gazete haberinde, ‘‘Dizilerimiz girdiği pazara damga vuruyor! Türk dizileri dünya televizyonlarında rekabeti kızıştırıyor, kanalları lider yapıyor. Türkiye’de başarılı olan dizi tüm dünyada tutuyor.‘‘ diyor.
Tüm dünya dediği kaç ülkeden ibaret acaba? Almanya’nın bu ülkeler arasında olmadığını kesin biliyorum.
* Not: Toplumsal yozlaşma, bir toplumun değerlerinin aşınması, dürüstlük, adalet ve insanlık gibi temel ilkelerden sapması anlamına gelir. Bu durum, çeşitli faktörlerin etkisiyle ortaya çıkabilir ve toplumun bütün kesimlerini etkileyebilir.