Bazen çocuklar en yakın iletisim halinde oldugu aile icinde veya cevresinde sergilediği davranışların çoğu kelimelerle ifade edemediği derin bir ihtiyacın, duygunun veya zorlandığı bir durumun sessiz birer mesajıdır.söyleyemediklerini davranışlarıyla anlatır.
Bir çocuk öfkelendiğinde, sürekli ağladığında, içine kapandığında, kardeşiyle kavga ettiğinde ya da kurallara karşı geldiğinde yetişkinlerin ilk tepkisi çoğu zaman aynıdır:
“Yine başladı…Beni hiç dinlemiyor.”
“Ne söylesem tersini yapıyor.neden hâlâ böyle davranıyor?”
Oysa çocuğun davranışına yalnızca “düzeltilmesi gereken bir problem” olarak baktığımızda, davranışın bize anlatmaya çalıştığı şeyi kaçırabiliriz.
Çünkü çocuklar her zaman duygularını kelimelerle ifade edemezler. Özellikle küçük yaşlarda yaşadığı korkuyu, yalnızlığı, kıskançlığı, hayal kırıklığını ya da anlaşılmama duygusunu sözcüklerle anlatmak yerine davranışlarıyla gösterebilirler.
Bir çocuk sürekli öfkeleniyor olabilir.
Acaba gerçekten “öfkeli” mi?
Yoksa kendisini yeterince görülmemiş mi hissediyor?
Bir çocuk ders çalışmak istemiyor olabilir.
Acaba Gerçekten “tembel” mi?
Yoksa başarısız olmaktan mı korkyor?
Bir çocuk sürekli annesinin yanında olmak istiyor olabilir.
“Şımarıklık” mı yapıyor?
Yoksa ayrılma konusunda kaygı mı yaşıyor?
İşte bu durumlarda ebeveyn olarak kendimize soracağımız soru değişiyor:
“Bu davranışı nasıl durdurabilirim?” Degil de onun yerine “Çocuğum bu davranışla bana ne anlatmaya çalışıyor?”
Davranış, bazen bir mesajdırElbette
Çocuğun davranışının arkasında her zaman derin bir psikolojik neden aramak da doğru değildir. Çocuklar yorulabilir, acıkabilir, sınırları test edebilir veya yaşlarının doğal gelişim özelliklerini gösterebilirler.
Ancak davranış sürekli tekrarlanıyor, yoğunlaşıyor veya çocuğun günlük yaşamını ve ilişkilerini etkiliyorsa, davranışın ardındaki ihtiyaca bakmak önemlidir.
Çünkü bazen çocuk:
“Beni fark et.”Beni dinle.”
“Beni anlamaya çalış.Korkuyorum.”
“Anlatacak kelime bulamadığım anlar var .”
demeye çalışıyor olabilir.
Peki ebeveyn ne yapabilir?
Öncelikle davranışın kendisi ile çocuğun duygusunu birbirinden ayırmak gerekir.
Çocuğun öfkelenmesine izin verebiliriz; ancak vurmasına , şiddete izin vermeyebiliriz.
Ağlamasını kabul edebiliriz; fakat istediği her şeyi ağladığı için yapmak zorunda değiliz.
Sınır koyabiliriz; ama bunu çocuğu küçümsemeden , şiddete başvurmadan ve utandırmadan yapabiliriz.
Örneğin:
“Ağlamayı kes artik "demek yerine,
“Şu anda çok kızgın olduğunu görüyorum. Kızgın olabilirsin. Ama bana vuramazsın. İstersen ne olduğunu birlikte konuşabiliriz.”
Bu sözler çocuğa iki önemli mesaj verir
“Duygun kabul ediliyor ve sınırın var.”
Bu ikisinin bir arada olması, sağlıklı iletişimin temelidir.
Çocuğu değiştirmeden önce onu anlamaya çalışmak
Ebeveynlik, çocuğun her davranışını kabul etmek anlamına gelmez. Çocukların sınırlara, kurallara ve rehberliğe ihtiyacı vardır.
Fakat sınır koyarken çocuğun davranışının arkasındaki duyguyu görebilmek, ilişkinin niteliğini değiştirir.
Çünkü çocuk yalnızca davranışını değiştirmeyi değil, duygularını nasıl yaşayacağını ve ifade edeceğini de bizden öğrenir.
Bugün çocuğunuzun sizi zorlayan bir davranışını düşünün.
kendinize şunu sorun:
“Ben bu davranışa baktığımda yalnızca ne yaptığını mı görüyorum, yoksa ne hissettiğini de merak ediyor muyum?”
Belki de çocuğunuzun değiştirmesini istediğiniz davranışın arkasında, sizin fark etmenizi bekleyen bir duygu vardır.
Çocuğu anlamak, her davranışını onaylamak , kabul etmek değildir.
Çocuğu anlamak, davranışın arkasındaki çocuğu görebilmektir.
Ve bazen bir çocuğun en çok ihtiyacı olan şey, davranışını düzeltmeye çalışan bir yetişkin değil; davranışının arkasındaki duyguyu fark eden bir yetişkindir.
Rukiye Orhan
Eğitim-Aile Danışmanı