İnsanın en büyük yanılgısı, zamanın kendisini beklediğini sanmasıdır.
Zaman durmaz, beklemez ve geri dönmez... Fakat her yeni gün, bize yeniden anlamlı anılar biriktirmek için sessizce uzatılmış bir fırsattır...
Çocuklukta "Bir An Önce Büyüsem", gençlikte ise "Daha çok vaktim var" deriz. Orta yaşlarda "Şimdi çok yoğunum" diye avunuruz. İlerleyen yıllarda ise geriye dönüp baktığımızda, elimizde kalan tek şeyin takvim yaprakları değil, yaşayamadığımız anlar olduğunu fark ederiz.
Zaman, sessiz bir yolcudur. Ne geldiğini haber verir ne de giderken arkasına bakar. Biz ise onun peşinden koşarken çoğu zaman hayatı ıskalarız. Bir çocuğun büyümesini, anne babamızın yüzündeki yeni çizgileri, dostlarımızla ertelenen buluşmaları, gün batımının huzurunu... Hep daha sonra yaşayacağımızı düşünürüz. O "daha sonra" ise çoğu zaman hiç gelmez.
Modern hayat bize sürekli daha fazlasını vaat ediyor. Daha çok çalış, daha çok kazan, daha çok sahip ol... Fakat kimse bize kaybettiğimiz zamanın yerine yenisini koyamayacağımızı, dünün tek bir dakikası geri getirilemeyeceğini söylemiyor...
Ne gariptir ki insan, zamanın değerini çoğu kez onu kaybetmeye başladığında anlıyor. Boşalan bir ev, sessizleşen bir telefon, artık çalmayan bir kapı zili ya da eski fotoğraflara uzun uzun bakarken gözlerde beliren o derin hüzün... İşte o anlarda, aslında özlediğimizin geçmiş değil, geçmişte yaşayamadığımız anlar olduğunu anlıyoruz.
Belki de hayatın gerçek zenginliği, banka hesaplarında değil; içten edilen bir sohbette, aileyle kurulan aynı sofrada, dostla içilen bir bardak çayda, deniz kıyısında sessizce yürüyebilmekte saklıdır. Çünkü yıllar sonra hafızamızda yer edecek olanlar, satın aldıklarımız değil; kalbimize dokunan anlardır.
Bugün hâlâ nefes alıyorsak, henüz geç kalmış sayılmayız. Aramayı ertelediğimiz bir dostu arayabilir, uzun zamandır sarılmadığımız bir yakınımıza sarılabilir, gün batımını acele etmeden izleyebiliriz. Hayat, büyük mutluluklardan çok, fark edilmeyi bekleyen küçük güzelliklerden oluşuyor.
Kayıp giden zamana ağıt yakmanın kimseye faydası yok. Asıl mesele, elimizde kalan zamanı nasıl değerlendireceğimizdir. Çünkü bir gün bugünü de özleyeceğiz. Ve o gün geldiğinde, keşke dememek için bugün yaşayabildiğimiz kadar yaşamalıyız.
Zaman, kimseye ayrıcalık tanımıyor. Ama herkese aynı soruyu soruyor:
"Bugün gerçekten yaşadın mı?"