Sosyal adaletsizlik korona günlerinde de kendini gösteriyor. Bir tarafta maske alacak parası olmadığı için maskesiz yakalanıp ceza kesilen kişi, bir tarafta fiziksel mesafeyi tamamen göz ardı eden, yalılarında cezası neyse veririz diyen, ödediği ceza bir şişe şampanya parası etmeyen ve o gözle gören zengin takımı…
İşte bu ayrım bile sosyal adaletsizliğin ne boyutta olduğunu gösteren en büyük gösterge… Çünkü bizim ülkemizde doğrudan vergi alınmıyor veya alınamıyor, bütçede önemli yekün teşkil edemiyor. Bizde vergi dolaylı vergi dediğimiz KDV, benzin, tekel maddeleri gibi şeylerin üzerine konan vergi o yüzden fakir de zengin de aynı vergiyi ödüyor hatta öyle bir şey ki patronlar çalıştırdıkları asgari ücretliden çok daha az gelir vergisi ödüyorlar. Bu da sosyal adaletsizliğin büyümesine sebep oluyor.
Tabi bu da koronalı günlerde çok daha fazla ortaya çıkıyor, zengin aşılara para ödeyip daha çabuk kavuşuyor. Zengin hasta olduğu zaman özel hastanelerde çok daha iyi koşullarda tedavi oluyor, ilaçlarına istediği gibi ulaşıyor. Zengin çok pahalı olan özel tedavilerle ABD Başkanı Trump gibi korona tedavisi olup işine devam edebiliyor. Ama fakir devlet vermezse aşısını olamıyor, özel hastaneye gidemiyor, tedavisi için gerekli ilaçlara bile çoğu zaman ulaşamıyor. Zengin keyif için yasakları deliyor, maskesiz dışarı çıkıyor eğleniyor, fakir ise aç kalmamak, işsiz kalmamak için yasakları deliyor, dışarı çıkıyor. Fiziksel mesafeye uyamadan seyahat ediyor. Maskesini uzun süre kullanıyor veya maske alamadığı için maskesiz geziyor. Zengin her istediğinde korona testini yaptırıyor, erkenden önlem alıp tedaviye başlayabiliyor. Fakir ise test yaptırmak için saatlerce hastalık kapma riski yüksek sıralarda bekliyor, çoğu zamanda test yaptıramıyor, ağırlaşınca mecburen bakılıyor, o zaman da tedavi gecikiyor, riski çok daha fazla artıyor.
Zenginler koronalı günlerde yatta, dağ evinde, yazlıkta izole şekilde bugünlerin kendilerine bulaşmadan geçmesini bekleyebiliyor. Fakir ise çalışmazsa aç kalacağı için mecburen evden çıkıyor. Riski bile bile hastalıklı insanlarla temas ediyor, bu hastalığı yakınlarına taşıyor. Daha çok hastalanıyor, daha çok ölüyor.
Zengin çocukları kolejlerde özel derslerle derslerinden geri kalmadan alması gereken eğitimi tam ve düzenli olarak alabiliyor. Fakir çocuklar televizyonu, tableti olmadığı için eğitim alamıyor, çağın, yaştaşlarının gerisinde kalıyor ve eğitim farkı çok büyüdüğü için yaşam tarzını değiştirmek, sınıf atlamak şansını gün geçtikçe yitiriyor.
Bu durumlarda bile sosyal adaleti, sağlık hakkını, eğitim hakkını, yaşama hakkını sağlayamıyoruz… Bu da sosyal eşitsizliğe, toplum arasında ayırıma, uçurumun derinleşmesine, sınıfsal farklılığa sebep oluyor. Sınıf atlama umudu kalmayan gençlerin çalışma isteği, yaşama isteği kalmıyor. Bunun getirdiği toplumsal sorunlar da gün geçtikçe artıyor, bir servet düşmanlığı gün be gün ülkeyi sarıyor…
Bu dengeleri kurmak iktidarın işi ve geciktikçe bu sorun kronikleşiyor, işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu konular en kısa zamanda telafi edilmeli, çok kazanandan çok vergi, çok ceza az kazanandan az vergi, az ceza yöntemine geçilmelidir. Bir çok Avrupa ülkesi bu yolu tercih ediyor.
(Ozanca sağlık mobbing politika kitabımdan)