Bir sivil toplum örgütünde yönetici iseniz veya yönetici olmayı düşünüyorsanız sizin üyeniz olan tüm bireylerin ortak idari sorunlarına, maddi sorunlarına isteklerine hakim olmak, bunlara çözüm üretmek, en azından dile getirecek kadar bilmek zorundasınız. Tabi eğer gerçekten siz o sivil toplum örgütünün içinden geldiyseniz ve sizi de gerçekten o kişiler yönetici veya temsilci yaptıysa…
Bu hemen tüm sivil toplum örgütlerinin olması gereken aslında olmazsa olmazıdır. Ama bizim ülkemizde örneğin yandaş sendika idare ile birlikte çalışır, sendika yöneticilerini idare veya onları da seçen hükümet yetkilileri seçer, sonra dostlar alışverişte görsün mantığı ile hak ararmış gibi yapılır, danışıklı dönüşüklü sendikacılık oynanır sonra idare istediğini alır, çalışan avucunu yalar, her sene daha çok fakirleşir, her sene daha çok hak kaybına uğrar, sendika ağaları onun sırtından yattığı yerden zengin olur…
Bu bilindik tablo artık alıştık mecburen sürgün yememek için, fazla nöbet tutmamak için, soruşturma geçirmemek için, yani korkudan veya yalakalıktan çoğu insan bu yandaş sendikaya üye olur. Çoğunluk sendikası o olduğu içinde diğer sendikalar hiç bir hak talep edemez.
Ama benim kızdığım mualif olduğunu iddia eden, Hekimlerin temsilcisi olduğunu iddia eden ki 40 yıldır neredeyse TTB yönetimindeler, TTB merkez konseyi yöneticisinin temsil ettiği en büyük guruplardan biri olan aile hekimlerinin sorunlarından bi haber oluşu hadde öyle kör ve sağır ki bu yönetici veya işine gelmiyor. Tıpkı hükümet temsilcileri gibi tüm sosyal medyada, tüm kanallarda, aile hekimlerinin covitten dolayı hastalandığı için hastanede veya evde yattığı raporlu olduğu günlerin maaşından kesildiğini bile bilmiyor veya ilgilendirmiyor. Çünkü o orada, o hekimleri temsil etmiyor, onun temsil ettiği şey onu oraya getiren siyasi gücün çıkarları veya o siyasi gücün ona empoze edip söyle dediği şeyler. Sonra da "niye hekimlerin % 90'ı TTB'nin arkasında değil, niye hiç bir eylemi tabandan karşılık bulmuyor" der dururlar… Çünkü sen o hekimleri temsil etmiyorsun, sen oraya seni oraya getiren siyasi erkin istediği şeyleri söylemek için çıktın…
Sosyal demokrat olmak bir partiye üye olmakla olmuyor, sosyal demokratlık bir yaşam biçimi olması lazım. Hem hekim temsilcisiyim diyeceksin hem de hekimlerin sorunlarını bilmeyeceksin. Tam öyle bir anda o kadar güzel sorulan soruyu bilmiyorum diyeceksen, sen sana ezberletilenin dışında ne demeye çıktın oraya. İşte o yüzden 40 yıldır hekimler sürekli hak kaybına uğruyor, işte o yüzden hekimlik artık yapılamayacak bir meslek…
1980'den beri gittikçe hak kaybettik, gelir kaybettik, şiddet her geçen arttı, her çalışan raporlu izinli olduğu günlerde maaşından kesinti olmazken bizden kesinti oluyor, her meslek mesleğin gereği hasta olmuşsa veya ölmüşse meslek hastalığı sayılıyor, bizim sayılmıyor. 15 yıldan az çalışmışsan ve hastalık kapıp ölürsen, çoluğun çocuğun eşin perişan oluyor çünkü onlara bir maaş bağlanmıyor. En çok mecburi hizmete giden, en çok geçici göreve giden, işinden dolayı hapis yatan, tazminata mahkum edilen tek meslek hekimlik. Sağlıkta dönüşümün günah keçisi iyi olan hiç bir şeyin, kötü olan her şeyin sorumlusu doktorlar bu hak kayıplarına uğrarken 40 yıldır gelen iktidarlar kadar bizi temsil ettiği iddiasındaki bu TTB'nin hiç mi suçu yok… Tabanı bilmezsen, sorunları bilmezsen, olacağı bu… Acaba bu kadar hak kaybına uğrarken meslektaşlarınız, hiç bir şey yapamamanın hiç vicdan azabını çekiyor musunuz yoksa efendinizin sırtınızı okşaması size yetiyor mu?
(Ozanca sağlık mobbing politika kitabımdan)