Daha önceki yazılarımda yazdığım gibi yüz bin nüfusta yüz kişi pozitif olursa günlük o il kırmızı alan ilan ediliyordu ve kırmızı alanda olan illerde bir çok dükkanlar kapatılıyor, sokağa çıkma yasakları artırılıyor ve önlemler çok sıkılaştırılıyordu. Ama bir yandan bu uygulamayı getirip bir yandan da kongreler, çok yoğun katılımlı önlemsiz cenazeler, otellerde doluluğun yüzde yüzlere varması, bir çok lokantanın, kafenin önlemlere uymaması sonucu kızaran il sayısı nüfusun çok büyük kısmını kapsayacak şekilde başta İstanbul, İzmir, Antalya ve bütün Trakya olmak üzere üzerimize kızıl bir bulut gibi çöktü ve hepimizin hayatını riske etmeye başladı.
Zaten ekonomik olarak zor durumda kalan esnaf ve onların çalışanları bu kırmızı kabusla karşılaşınca başta kongreleri erteleyip mesafeyi korumak ve daha başka önlemler almak yerine iktidar bu kırmızı alanları görmemeyi tercih etti ve renk uygulamasından vazgeçip tekrar illerin yanına vaka sayılarını yazmakla çözüm buldu.
Bir de işten atılmaları önlemek ve insanları işsizlik, açlık ve hastalıklardan korumak için başlattıkları kısa çalışma ödeneğinden vazgeçince -ki uygulama mart sonu sonlanacağı ifade ediyor- ya insanlar hastalık içinde çalışmak ya da aç kalmak sorunu ile karşı karşıya kalacaklar, ki sanırım artık ekonomik yükü daha fazla çekemeyen iktidar, aşı sorununa da çözüm bulamadığı için vatandaşını ölen ölür kalan sağlar bizimdir mantığı ile sürü bağışıklığını deneyerek, yandaşlarını el altından belki de aşılayarak kurtarmaya çalışacak ama bu ülke için hastalığın ve ölümlerin artması demek, bunu göz ardı edecek veya ölüm sayıları ile istatistiklerle geçmişte olduğu gibi oynayarak sorunu çözüldü göstermeye çalışıp göz boyayacak.
Ne olursa olsun artık herkes biliyor hastalığın böyle çözülemeyeceğini, herkes biliyor aşının yetmeyeceğini, herkes biliyor ölümlerin söylenenden çok daha fazla olduğunu, herkes biliyor bu krizin çok beceriksizce yönetildiğini ama acaba hala insanlar kaderine razı, kurbanlık koyun gibi ölüm sırasının kendilerine gelmesini nasıl bekleyeceğini biliyor mu, onu merak ediyorum.
Yine her zamanki gibi ben hiç suçu günahı olmadığı halde vatandaşı kurtarmak için canını kaybeden çoğu doktor arkadaşlarım başta olmak üzere tüm ölen, sakatlanan sağlık çalışanlarının başına gelenlere üzülüyorum. Çoğu oy vermedikleri, beğenmedikleri, iktidarın hataları yüzünden hayatlarını kaybediyor, meslek hastalığı da sayılmadığı için de çocukları, eşi çok mağdur halde oluyor. Acaba değer mi diye düşünmeden yapamıyor insan…
Madem uygulamayı beceremeyecektiniz niye kırmızı- turuncu- sarı- mavi renk kodlarına ayırdınız, daha bu uygulanın ayı dolmadan hemen vazgeçmek zorunda kalacaktınız, niye bu uygulamaya geçtiniz, niye acele normalleştirmeye çalıştınız?
Daha önce on bin testte -ki bu testler o zaman kıymetliydi- tüm belirtiler olmadan test yapılmıyordu hatta riskli diye sağlık çalışanına test yapılmıyordu, üç yüz- beş yüz pozitifte olağan üstü kapanırken artık yüzde on pozitife aldırmıyoruz. Yüz elli bin test yapılıyor, herkese yapılıyor, buna rağmen on beş bin civarında test pozitif çıkıyor buna bile aldırmıyoruz. Ne diyelim dua edelim, belki Allah tarafından bu salgını atlatırız, başka çaremizde yok gibi görünüyor.
(Ozanca sağlık mobbing politika kitabımdan)