Gerek sokağı çıkma yasakları gerekse kafe ve oyun salanlarının kapanmasından sonra gençler en büyük ihtiyaçlarından olan sosyalleşme ihtiyaçlarını gidermek için, çeşitli bilgisayar ve topluluk oyunları için, birlikte hoşça vakit geçirmek için yasakları da delmeden bir yolunu buldular. Haftalık- günlük ev kiralıyorlar. Bu evlerde bazen 4 bazen 12 kişi bir araya geliyor, okey oynuyor, sohbet ediyorlar…
Görünüşte çok masum görünen bu durum korona taşıyıcılığını arttırabiliyor. Bir çoklarını ki çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu semptomsuz yani belirti göstermeden hastalık taşıyan -ki buna bilim kurulu üyeleri hayalet taşıyıcı diyor- sayılarının artmasına buradan çıktıktan sonra hastalığı kendi evindeki kişilere bulaştırmasına ve onların hasta olmasını sağlamasına sebep oluyor.
Evet sosyalleşmek çok büyük bir ihtiyaç, insanı tarif ederken de sosyal bir varlık olduğu vurgulanır. Hapishanede bile en büyük ceza hücre cezasıdır ve bunun amacı sosyalleşme ihtiyacının kısıtlamasıdır. Bu durumdan en çok etkilenen kesimler de özgürlüğünden taviz vermek istemeyen arkadaş değerleri her şeyin üstünde olan gençlerdir.
Gençler 3 günlüğüne tuttukları evlerde 3 gün boyunca yiyecek içeceklerini alıyorlar, eve kapanıyorlar, oyun aletlerini bilgisayarlarını götürüyorlar hatta bazıları müzik sistemlerini de götürüyor. 3 gün boyunca yasakların geçmesini çok zevkli bir şekilde geçiriyorlar. Yılbaşında olası 4 günlük sokağa çıkma yasağında bu şekilde yapıp birlikte zaman geçirecek gençler şimdiden planlarını yapmaya başladılar. 3 günlüğüne kiraladıkları evler talebin çok artması yüzünden neredeyse 2-3 aylık kira bedeline tutulur oldu.
Aslında çevreye rahatsızlık vermedikten sonra bu tür toplantılar çok sıkıntılı değil ki gençliğimizde biz de sıkça yapardık ama sıkıntı şurada, bu gençlerin daha sonra evlerinde bilhassa da yaşlı kimseler olan anne-baba, dede-nine gibi yaşlılarla aynı evde yaşıyorsanız sorun… Bir de sıkıntı işyeri, okul gibi toplu olunan yerlere giderken olabiliyor. Tabi bu kişilerin otobüs, dolmuş gibi toplu araçlara binmesi de hastalığın yaygınlaşmasını arttırabiliyor. Bu hastalık en başlarda gençler tarafından yayılıyor ama yaşlıları öldürüyor şeklinde açıklanmıştı ama sonra anlaşıldı ki gençleri de hasta ediyor hatta yoğun bakımdaki hastaların büyük çoğunluğu 50 yaş altı insanlardan oluşuyor. Evet ölümlerde hala 65 yaş üstü açık ara önde gidiyor ama bu gençlerin ölmediği manasına da gelmiyor…
Bu hastalık başta yanlış bir kelime olarak sosyal mesafe kısıtlanması diye adlandırıldı ki bu bilerek veya bilmeyerek çok irrite ve korku verici oldu. Aslında kast edilen sosyal mesafe değil fiziksel mesafe idi ve ben yazılarımda bunu sık sık vurgulamak istedim. Çünkü günümüzde sosyal iletişim daha çok sosyal medya aracılığı ile olmaktadır ve bunun hastalık açısından hiç bir sakıncası yoktur. Gerçi iktidar sahipleri bu kontrol etmekte zorlandıkları mecrayı yasaklamak içinde girişimlerde bulunsa da açık olduğu müddetçe buradan sosyalleşmek böylece sosyal ihtiyacımızı bu yolla gidermek çok daha sağlıklı olacağı kanısındayım.
Bir daha vurgulamak isterim gençlerin bir araya gelmesi, evlerde vakit geçirmesi salgın dönemi olmasa benim desteklediğim bir durum olurdu ama bu pandemi döneminde öncesi ve sonrası çok düşündürücü olduğu için biraz daha dikkatli ve sonrasında da çevremizi korumak için azami tedbirli olunmasını tavsiye ediyorum. Çünkü artan sağlık yükü biz sağlık çalışanların sırtında ve artık taşıyamıyoruz…
(Ozanca sağlık mobbing politika kitabımdan)