Bundan yedi yıl kadar önce Antalya Valiliği'nden tüm aile hekimlerine bir yazı gelmişti, "size başvuran Suriyelilere bakmayın hastalıklarını tedavi etmeyin" diye… Biz de bunun Hipokrat andına uymayacağını bize başvuran her hastaya cinsi, ırkı, milliyeti ne olursa olsun bakmak zorunda olacağımızı söylemiş, yazmış, bu duruma itiraz etmiştik. O yıllarda Suriyelilere yerleşebileceği iller gösterilmişti ve iller arasında Antalya yoktu, yani Antalya'ya gelmeleri, yerleşmeleri, Antalya'da çalışmaları yasaktı. Bunu sağlamak için Antalya'daki aile hekimlerini de kullanmak istemişlerdi.
Suriyeliler o zaman Burdur, Isparta gibi yakın illere ikametlerini aldırıyor ama kaçak olarak Antalya'ya geliyorlar, burada çalışıyor, denize giriyor hatta plajlarda kadınlara, kızlara sarkıntılık yapıyor, onları rahatsız ediyordu. Bundan hepimiz şikayetçiydik ki hala şikayetçiyiz ama hala önlem alan yok.
Geçenlerde Kepez Devlet Hastanesi yakınlarında bir mahalle dikkatimi çekti, etrafımdaki bütün dükkanlarda Arapça yazılar, çevremde Arap insanlar sanki o mahalleye gelince Suriye'de bir şehre gelmiş gibiydim. Bu kadar modern bir mahallede tamamen Suriyelilerin oluşu, ben dolaşırken kendi ülkemde kendi şehrimde sanki yabancıymışım gibi davranılması, üzerime doğru yürünüp Arapça bir şeyler söylenmesi çok garibime gitti. Resmen şehrimizin bir mahallesi Suriyeliler tarafından işgal edilmiş adeta küçük bir Suriye yaratılmıştı.
Yakındaki bir zincir markettin müdüründen aldığım bilgiye göre ki bu market çok az ciro yapıyormuş, Suriyeliler genellikle gümrüksüz olarak kendi ülkelerinden gelen malların satıldığı dükkanlardan alışveriş ediyorlarmış, çok farklı bulamadıkları bir şey olursa markete giriyorlarmış. Çevredeki diğer tüm dükkanlar Suriyelilere aitmiş zaten o market de olmazsa kendimi Suriye'de hissedecektim ben de…
Bunu nasıl yaptıklarını sorguladığımda şöyle yanıt aldım, bir apartman düşünün yirmi daireli, önce iki daireyi Suriyeliler değerinin neredeyse iki katı bedel ödeyerek satın alıyorlar. Daha sonra diğer on sekiz daire bu Suriyelilerle yaşayamadığı için veya bir şekilde rahatsız edildiği için dairelerini yarı fiyata satıyorlar. Aynı şekilde önce bir dükkan satın alıyorlar, çevreye verdikleri rahatsızlıklardan dolayı diğer dükkanlar iş yapmıyor ve dükkanını satmak zorunda kalıyor, böylece bütün mahalleye hakim duruma gelmişler, oralarda dolaşan bizlere de rahatsızlık verip uzaklaşmamızı sağlıyorlar yani kısaca şehir içinde en güzel mahallerin birinde kendi gettolarını kurmuşlar, yakında kendi egemenliklerini ve bağımsızlıklarını ilan ederlerse hiç şaşırmamak gerekir.
Antalya gibi aslında gelmeleri yasak olan bu ilde bunu yapıyorlarsa girmelerinin serbest olduğu diğer illerde neler yaparlar, düşünemiyorum… Bu olayı yaşadıktan sonra Altındağ'da ve Konya'da olanları çok daha iyi anladım. Kendi şehrimde özgürce dolaşamayacağım alanların oluşması, sahillerimizde karımızın, kızımızın, kız kardeşimizin rahatça dolaşamaması, ülkece göçmen politikamızı bir kez daha gözden geçirmemizin gerekli olduğunu bize hatırlattı.
Eğer biz bu işgale ve bu yerleşime daha fazla izin verirsek bunun sonucunda yeni bir iç savaş, yeni çatışmalar ve işgaller meydana gelebilir. Gümrüksüz kendi ülkesinden getirdiği malları hiç vergi ödemeden satış yapan ve bu sayede büyük paralar kazanıp haksız rekabete sebep olan bu kişilere karşı mutlaka önlem alınmalıdır çok geç olmadan…
(Ozanca sağlık mobbing politika kitabımdan)