Bugun...


A.Erol GÖKSU

facebook-paylas
MİLLÎ OLAN NEDİR, MİLLÎ OLAN KİMDİR?
Tarih: 07-07-2026 17:49:00 Güncelleme: 07-07-2026 17:49:00


İnsanlık, tarih boyunca sayısız değişim yaşadı; nice sınavlardan geçti. Kimi zaman ilerledi, kimi zaman geriledi. Fakat her çağın gerçek başarısı, sahip olduğu değerleri ne ölçüde koruyabildiğiyle belirlendi. Çünkü medeniyetleri ayakta tutan yalnızca güç ya da zenginlik değil; anlamdır, ilkedir, özdür.

Bugün ise öyle bir çağın içindeyiz ki, biçimler büyürken anlamlar küçülüyor; görüntüler çoğalırken hakikat görünmez hâle geliyor. Sanki dünyanın dengesi bozulmuş, birçok şey özünden uzaklaşmış durumda. Artık neyin ne olduğu, kimin kimi temsil ettiği, hangi kavramın hangi değere karşılık geldiği giderek belirsizleşiyor.

Gıdada doğallığın yerini katkı maddeleri, sağlıkta şifanın yerini ticaret, eğitimde hikmetin yerini ekonomik değeri yüksek diplomalar aldı. Sanatta estetik çoğu zaman sansasyonun gölgesinde kaldı; kültürde hakikatin yerini algı yönetimi, sporda ise oyunun ruhunun yerini endüstriyel çıkarlar doldurdu. İlk bakışta her şey yerli yerinde görünse de, dokunulduğunda çoğunun içinin boşaldığı, yapaylaştığı ve özüne yabancılaştığı hissediliyor.

Belki de çağımızın en büyük krizi tam da budur: özden uzaklaşmak.

Bu öz kaybının en belirgin örneklerinden biri, uzun yıllardır "sanat" adına düzenlenen uluslararası organizasyonlarda görülmektedir. İnsanları müziğin evrensel diliyle buluşturması gereken yarışmalar, zamanla siyasi kamplaşmaların, ideolojik mesajların ve diplomatik hesapların sahnesine dönüşmüştür. Sanatın birleştirici sesi, politik çıkarların gürültüsü arasında giderek kaybolmaktadır.

Benzer bir tartışma edebiyat için de geçerlidir. Her basılan eser gerçekten edebiyat mıdır? Her kitap yayımlayan kişi yazar sayılabilir mi? Nicelik ile nitelik arasındaki çizgi giderek silikleşmektedir.

Aynı tabloyu spor dünyasında, özellikle de küresel etkisi nedeniyle futbolda görmek mümkündür.

Dünyanın en büyük organizasyonlarında sahaya çıkan ekipler "millî takım" olarak adlandırılır. Fakat insan ister istemez şu soruyu sormaktadır:

Millî olan nedir? Millî olan kimdir?

Bugün birçok ülkenin millî formasını giyen futbolcuların önemli bir bölümü başka ülkelerde doğmuş ya da göçmen ailelerin çocukları olarak yetişmiştir. Hukuken bunda tartışılacak bir yön yoktur. Vatandaşlık bir haktır; aidiyet ise bireyin özgür tercihidir. Üstelik farklı kökenlerden insanların aynı bayrak altında buluşması, önyargıları azaltan ve birlikte yaşama kültürünü güçlendiren önemli bir zenginliktir. Irkçılığı, yabancı düşmanlığını ve insanları kökenlerine göre ayıran anlayışları zayıflatması bakımından da insanlık adına umut verici bir gelişmedir.

Ancak bu tablonun düşündürücü başka yönleri de vardır. Kimi zaman yeni vatandaşlığa geçen bazı kişiler, geldikleri ülkeye yönelik küçümseyici veya olumsuz söylemler geliştirebilmektedir. Bu durum yalnızca kökenlerinin bulunduğu toplumda değil, yeni aidiyet kurdukları ülkede de samimiyet konusunda soru işaretleri doğurabilmektedir. Çünkü insanın geçmişine duyduğu saygı, gelecekte kuracağı bağlılığın da önemli göstergelerinden biridir.

Öte yandan başarı sürdüğü sürece bu farklı kökenler çoğu zaman hiç konuşulmaz. Atılan goller, kazanılan kupalar ve elde edilen zaferlerle aynı sporcu bir anda "bizim evladımız", "ülkemizin gururu" ya da "kahramanımız" ilan edilir. O an ne adı önemlidir ne de geldiği coğrafya. Başarı, bütün farklılıkları görünmez kılar.

Fakat sonuçlar değiştiğinde bakışlar da değişmeye başlar. Dün alkışlanan kişinin soyadı yeniden yabancılaşır; kökeni yeniden hatırlanır. Dün "bizden biri" denilen kişi, bugün "zaten bizden değildi" cümlesiyle dışlanabilir. Hatta söylediği millî marş, marşı hangi coşkuyla okuduğu ya da dudaklarını oynatıp oynatmadığı bile aidiyet tartışmasının konusu hâline gelebilir.

Oysa gerçek aidiyet, yalnızca kazanırken sahiplenmek değildir; kaybedildiğinde de aynı insanın yanında durabilmektir.

Asıl mesele sporcu, dolayısıyla futbolcu değildir. Mesele, insanın değerinin başarıya endekslenmiş olmasıdır. Bu durum yalnızca sporda değil; sanatın, bilimin ve hayatın hemen her alanında kendini göstermektedir. Fakat futbol, geniş kitlelere ulaşması nedeniyle bu gerçeği en görünür biçimde ortaya koymaktadır.

Bütün bunlar, "millî takım" kavramının da zaman içinde farklı bir anlam katmanına taşındığını düşündürmektedir. Hatta bazen insan, bu ekiplerin bir kulüp takımından ne kadar farklı olduğunu sorgulamadan edemez. Zihinde şu soru belirir: Acaba bugün bazı millî takımlar, ülkeleri temsil eden ekiplerden çok, küresel bir "karmayı" mı andırmaktadır?

Öyle örnekler vardır ki; baba bir ülkenin millî formasını giymiş, oğlu başka bir ülkenin millî takımında oynamaktadır. Aynı aileden iki kardeş, iki farklı ülkenin millî marşını söylemektedir.

Elbette bunda hukuken de, insanî açıdan da bir sakınca yoktur. Hatta farklı kültürlerin iç içe geçtiği bu tablo, çağımızın renkli ve doğal bir gerçeğidir.

Ancak bütün bu örnekler bize önemli bir gerçeği de göstermektedir: "Millî" kelimesinin geçmişte taşıdığı anlam, bugün aynı içerikle kullanılmamaktadır.

Çünkü kelimeler yalnızca kelime değildir. Onlar hafızadır. Kimliktir. Medeniyettir. Bir toplumun kendisini anlatma biçimidir.

Bugün yalnızca futbolda değil, hayatın hemen her alanında kavramlar eski ağırlıklarını kaybetmektedir. Başarı ile şöhret, özgürlük ile sınırsızlık, gelişme ile büyüme, bilgi ile malumat birbirine karışmaktadır. Kavramların yerinden oynaması, toplumların yön duygusunu da değiştirmekte ve zayıflatmaktadır.

Çünkü medeniyetler önce kelimelerini kaybeder.

Sonra anlamlarını...

En sonunda da kendilerini...

Dünya bugün hiç olmadığı kadar birbirine yakın görünse de, aidiyetler giderek bulanıklaşıyor, kimlikler daha karmaşık hâle geliyor. Küreselleşme insanları birbirine yaklaştırırken, kimi zaman köklerle kurulan bağı da zayıflatıyor. Oysa insanı anlamlı kılan yalnızca yürüdüğü yol değildir; o yolu yürürken bağlı kaldığı değerlerdir.

Kökünden kopan ağacın gölgesi artık ait olduğu toprağa düşmez.

Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru tam da budur:

Millî olan gerçekten nedir? Millî olan kimdir?

Bu soruya verilecek cevap yalnızca futbolu değil; kimliği, aidiyeti ve insanın kendisini nasıl tanımladığını da belirleyecektir.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
HABER ARŞİVİ

Antalya’da kent içi ulaşımda en çok zorlandığınız nokta hangisi?


SON YORUMLANANLAR
nöbetçi eczaneler
YUKARI