Bugun...


A.Erol GÖKSU

facebook-paylas
ETKİLEŞİM VE FARKINDALIK
Tarih: 20-01-2026 17:29:00 Güncelleme: 20-01-2026 17:29:00


İnsan, kendini anlamanın yollarını çoğu kez kendi içinden değil, dışarıdan gelen seslerden öğrenir. Bu ses kimi zaman bir romancının titizlikle seçtiği kelimelerde, kimi zaman bir ressamın tuvaline bıraktığı renklerde, kimi zaman da bir dizinin karanlığa yahut umuda yakın duran sahnelerinde şekil bulur. Bütün bu eserler, görünmez bir nehir gibi hayatımızın içinden akarken bizi ya berraklığa taşır ya da bulanıklığa doğru sürükler.

Bir yazar, kelimeleriyle bir insanın çocukluğundaki yarayı hafifletebilir; aynı kelimeler başka bir insanın içindeki karanlığı büyütebilir. Çünkü kelime, yalnızca bir işaret değildir; taşıdığı her anlam bir tohumdur. Toprağı verimli olanın içinde çiçek açar, verimsiz olanın içinde kurur, karanlık olanın içinde ise zehir üretir. Bu yüzden yazarın her cümlesi, insanın iç dünyasında yankı uyandırabilecek bir güçle yüklüdür.

Başka sanatlar için de durum farklı değildir. Bir resim, ilk bakışta yalnızca renklerin uyumundan ibaret gibi görünse de, insanın kalbini en çok görünmeyen şeyler yaralar veya iyileştirir. Bir tablodaki ışık, beklenmedik bir zamanda insana umudu hatırlatır; bir yüz ifadesindeki hüzün, hiç tanımadığımız insanlarla bizi aynı kader çizgisinde buluşturur. Sanat bu yüzden bir aynadan çok bir pencere gibidir; insan kendi içini değil, başka hayatların siluetini görür ve o siluetler zamanla onun karakterini incitmeden, kırmadan yahut bazen sertçe şekillendirir.

Ekranlardaki hikâyeler ise çağımızın en hızlı yayılan görüntülü ve sözlü kültürü oldu. Bir dizinin sahnesi, milyonlarca evin gecesine aynı anda düşen bir ay ışığı gibidir. Bu ışığın rengi, toplumun yarınını belirleyecek kadar güçlüdür. Çünkü insan izlediğini çoğu kez düşünmeden benimser, dinlediğini sorgulamadan tekrar eder (Burayı ‘’Diziler’’ yazımda biraz daha açacağım). Bir karakterin kahramanlığı da bir başka karakterin hoyratlığı da izleyicinin belleğine sızar. Ve bir süre sonra, sanki hayatın kendi tonlarıymış gibi kabul görür.

Tüm bu etkiler olumlu da olabilir, olumsuz da. Bir roman insana merhameti, bir film cesareti, bir dizi adaleti öğretebilir. Ama aynı roman başka bir insanda kibri artırabilir, aynı film şiddeti ve ahlaksızlığı meşrulaştırabilir, aynı dizi umudu tüketebilir. Çünkü sanat, insanı dönüştürme gücüne sahiptir; fakat bu dönüşümün yönü sanatçının niyetine, izleyicinin algısına ve toplumun ihtiyaçlarına göre değişir.

Belki de bu nedenle, yaratılan her eser aslında bir tür sorumluluk beyanıdır. Yazar, “Benim kelimelerim kimde nasıl bir iz bırakacak?” sorusunu; ressam, “Bu renkler kimin içinde hangi duyguyu uyandıracak?” endişesini; yönetmen ise “Anlattığım hikâye kime neyi hatırlatacak?” düşüncesini aslında projesinin içinde hep  ön planda tutmalıdır.

Ve bizler, tüm bu eserlerin izleyicileri, okuyucuları, tanıkları… Sözün, rengin ve sahnenin bizi nereye sürüklediğini fark etmek zorundayız. Çünkü insan, maruz kaldığı her anlatının bir parçasını kendi iç dünyasına alır; orası ise en korunaksız, en değerli özel alanımızdır.

Sonuçta her sanat eseri, insanın ruhuna doğru uzatılmış bir eldir. Kimi el kaldırır, kimi el okşar. Ama hangisiyle karşılaşacağımızı belirleyen, sadece sanatçı değil; bizim seçtiklerimiz, bizim bakışımız, bizim arayışımız ya da öylesine karşılaştığımızdır.

Sanat, bizi biz yapan görünmez bir öğretiyse, o halde hem yaratmanın hem tüketmenin belki de en büyük erdemi farkındalıktır. Çünkü insan ancak farkında olduğunda, hem kelimenin hem rengin hem sahnenin hem ekran ya da beyaz perdenin içindeki ışık da gölge de hakkıyla anlam bulur.

Günümüz dünyasında her insan, farkında olsa da olmasa da, kelimelerle, görüntülerle ve seslerle örülü dev bir ağın içinde yaşıyor. Bu ağ öylesine yoğun, öylesine kapsayıcı ki; artık yalnızca düşüncelerimizi değil, duygularımızı, alışkanlıklarımızı, hatta ahlak anlayışımızı bile şekillendiren bir görünmez el hâline geldi. O elin sahibi ise tek bir kişi değil: Yazarlar, ressamlar, sinemacılar, dizi yapımcıları, senaristler… Kısacası hayal gücünü bir başkasının kaderine dokunacak kadar cesurca ortaya koyan herkes.

İşte teknolojinin artık içimize kadar sızdığı bu çağda, yüzde yüz kimse korunaklı değildir. Başta çocuklar, gençler ve bazı konulardaki bilgi yetersizliği dolayısıyla bir boşlukta olanlar olmak üzere etkileşim pek kaçınılmazdır. İşte farkındalık tam burada önemli bir limandır.

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
HABER ARŞİVİ

En sevdiğiniz sosyal medya platformu hangisidir?


SON YORUMLANANLAR
nöbetçi eczaneler
YUKARI